GENÇLİK NEREYE GİDİYOR ?,

GENÇLİK NEREYE GİDİYOR ?,
Gençlik Harekatı Derneği Kurucu Genel Başkanlığından Ailelere Mutlaka Okunması Gereken Yazıyla Sizleri Başbaşa Bırakıyoruz…

Bir ülkeyi değerli ve güçlü kılan faktörlerden birisi de nüfus çokluğu ve bu nüfus içinde bulanan genç nüfustur. Bazı ülkeler çok kalabalık olabilir, milyon, milyar kişi olsa da, o rakamın içinde ki genç nüfusu dikkate alınır. Genç nüfus demek her zaman ülkenin kalkınması,güçlenmesi, güçlü olmasında ki en önemli faktördür. Tüm dünya genç nüfusuyla övünmektedir, hatta bazı avrupa ülkeleri bu genç nüfustan rahatsız olmaktadır. Kendi nüfusları hep yaşlanırken, kendi ülkesinde bulunan aileler sadece bir veya iki çocuk yaparken, kıskandıkları ülkeler ise aile ortalamasında üç-dört çocuk yapmaktadır. Çok veya az çocuğun olması önemli degildir. Önemli olan o çocukları iyi yetiştirme tarzıdir. Eski zamanlar dediğimiz, bundan fazla değil 20-30 yıl öncesine kadar aile de bulunan çocuklara hem aile, hem komşu, hem akraba, hem öğretmen, hatta yoldan geçen hiç tanımadıkları bir satıcı bile terbiye verirdi. Terbiye verirken, adap nedir, büyüklerle nasıl konuşulur, eve bir misafir geldiğinde nasıl hareket edilir, komşu zor durumdayken nasıl davranılır, bunların hepsii öğretilirdi. Bu kurallar yazılı kural değildi, kanun değildi ama bir bakış, bir söz, bir öksürükle bile çocuk anlardı hata yaptığını. Hemen kendine çeki düzen verir, hata yaptığı için çok mahcup olurdu, utanırdı. Yaptığı hatanın babasına, annesine söylenmemesi için yalvarır, bir daha yapmayaçağına söz verilirdi. Mahallede kim hasta, kim yaşlı, kim engelli, kim yardıma muhtaç, kimin ekmeği alınacak hepsini bilirler di. Eğer bu kişilere yardım etmezlerse kendilerini eksik ve mahçup hissederler di. Kavga ettiklerinde kendi ailesinden değil, mahallede bulunan büyüklerinden korkarlardı. Annelerinden yiyecekleri terliğin hesabını yapar, eğer böyle bir durum söz konusuysa komşu teyzeden yardım istenirdi. Komşu teyze her zaman çocukları dayak yemekten kurtarırdı, annesi bir daha yapmayacak, akşam babasına söyleme, bana söz verdi, artık çok uslu bir çocuk olacak sözleri havada uçuşurdu. Eski nesil hep böyle yaşamıştı, kız istemeye gelmeden önce erkek tarafı araştırılır, damadın efendi olduğu teyit edildikten sonra kız isteme faslı başlardı. Eğer okumuş, terbiyeli, içkisi, kumarı olmayan, bir de SSK’sı varsa bulunmaz nimetti. Aile kızını gözü kapalı verirdi. Kız istemeler genelde görücü usulüyle yapılır, mahallede yetişmiş genç kız ve erkeklere uygun adaylar araştırılırdı. Bu işleri yapan teyzeler, dünyanın en ünlü dedektifi gibi araştırma yapar, tabiri caizse yedi sülalesini araştırır dı. Ve zaman teknoloji cağına geldiğinde her şey değişti. Her şey bozulur oldu, her şey yok oldu, her şey karanlık gecede karanlık sokağa döndü. Artık edepli insanlar azaldı, efendi çocuklar kayboldu, o mahallenin mahçup çocukları gitti, hem de çok uzaklara gitti. Aileler teknolojiye teslim oldukları zaman, bilmeden gelecek nesillerini kaybettiler. Çok efendi çocukmuş sözleri yerine, amaaan biz yaşamadık bari çocuklarımız yaşasın, biz görmedik onlar görsün, biz cahil kaldık onlar cahil kalmasın sözlerine bıraktı. Aslında en büyük hatayı burada yaptık, ev ziyaretlerinin yerini internet aldı, babanın yerini peder aldı, arkadaşın yerini panpa aldı, komşu kızı yerine kanka aldı, komşu teyze amca yerini ise maalesef moruk aldı. Bu bozulmanın % 50′ si internet ve gelişen teknojiyse, % 50′ si ise maalesef ailelerin sucudur. Okullar tatil olduğunda dedesine tarlada yardım eden çocuk yerine, internetten tarla eken çocuklar aldı, meyve bahçesinde bulunan meyvenin kokusu yerine internetten meyve resimlerine bakan bir nesil oldu. Teknolojiyi iyi yönde değil eğlence amaçlı kullandılar, orada bulunan faydalı bilgiler yerine, kendisini yakından uzaktan ilgilendirmeyen bilgilere baktılar, maalesef bunun adına da medeniyet dediler. Silah yapmak yerine internette savaş oyunları oynadılar, mutfakta annesine yardım etmeyen çocuklar, internetten yemek tariflerine bakar oldular. Sokakta terleyene kadar top peşinde koşmak yerine, internette futbol oyunu oynadılar. Bir nesil gözümünüzün önünde yok olmaya başladı, ama biz aldırmadık. Annesinin kokusu yerine çocuğun eline bilgisayar verdik, edep, haya, saygı öğrenmesi gerektigi yerde çocuklar internetten kendisine faydası olmayan filimlere baktılar. Bazı nesillere ise isim taktık MİLENYUM çocukları, teknoloji çocukları, yeni nesil çocuğu. Hayatında hiç kuşak görmemiş çocuklara Z kuşağı dedik. Bizlerde kuşak olduk, bizlerde büyürken düştük, bizlerde azar yedik, hata yaptığımızda utandık. Şimdi ki nesil büyürken ERGEN dedik, biraz büyüdüğünde kendi ayakları üzerinde durmayı öğrensin dedik, biraz daha büyüdüklerinde ise çoktan iş işten geçmişti. Hepimize geçmiş olsun, geri dönülmez bir yola girdik, artık o yoldan ilerliyoruz. İlerlediğimiz yol ise maalesef uçurum, farazi uçurum gerçek değil. Gerçek uçuruma düşen insanı kurtarmak basit, ama beyni yıkanmış, doğru bildiği yanlışlardan döndürmek, onlara aslında bildiklerinin doğru olmadığını anlatmak uçuruma düşmekten daha beter. Yeni nesiller gece dışarı çıktığında nereye gider, kimlerle gezer, kimleri kendine arkadaş olarak seçer hiç takip etmez olduk. Onlar genç, biraz eğlensinler, biraz kafaları dağılsın, bırak onlar işini bilir, biz yapamadık hiç olmazsa onlar yapsınlar. Geçmiş olsun Mehmet emmi, geçmiş olsun hatice teyze, geçmiş olsun abdullah dede. Kendi elinizle çocuğunu, torununu ateşe attın, kendi elinle onların sonunu hazırladın, kendi elinle onların geleceklerini kararttın, kendi elinle onları dönülmez bir yola soktun. Eskiden akşam kararmaya başladığında herkes eve toplanır, eller ayaklar yıkanır, pencerenin perdesi kapatılır, hep birlikte sofra hazırlanır, hep birliikte yemek yenir, hep birlikte ajans veya film izlenir, hep birlikte yatılır, hep birlikte kalkılırdı. Şimdi çocuğun kimin evinde, nerede ne yapıyor, ne yiyor, ne içiyor, arkadaşları kim hiç sormaz olduk. Gecenin ilerleyen saati olduğu halde, çocuğum nerede kaldı diyen yok. Hatta uygunsuz vaziyetteyse o gece arkadaşın evinde kalınır oldu. Bu olumsuzlukları gören komşun seni uyardığında ise yok ya bizim çocuk yapmaz diyecek bir duruma geldik. Komşu senin yanlışın var benim çocuğun öyle kötü alışkanlığı yoktur, sen yanlış görmüşsündür diyecek durumda ve zamandayız. Komşunun kazara bile olsa çocuğunun kulağını çektiğini gördüğünde kavga eder hale geldik. Benim çocuğun ne hatası var demiyoruz, neden benim çocuğumun kulağını çekiyorsun, senin ne hakkın var, der olduk. Bunu gören çocuklar ise daha bir rahat hareket eder oldular, daha rahat hata yapmaya başladılar, daha rahat suç işlemeye başladılar. Çocuğunu karakolda, nezarathanede, mahkemede gördüğün de çoktan iş işten geçmiş oldu. Farkında olarak veya olmayarak, çocuklarımızı bataklığın içine ittik, hem de kendi ellerimizle ittik. Sonradan ağlamanın, pişman olmanın bir faydası yok, geçmiş olsun. Artık dönülmez yoldasınız, bundan sonrası ise çocuğunu o dertten kurtarmak için doktor, doktor koşmak oluyor. Zamanın da çocuğuna vermediğin terbiyeyi, edebi, ahlakı hiçbir doktor veremez. Pisikatriye gittiğinizde büyük problemler için genelde insanların çocukluğuna iner, sebebini hiç düşündünüz mü ?, neden 4-5 yıl öncesine değil de çocukluğuna iner. Çünkü çocuk 7-8 yaşına kadar benliğini kazanır, ailesinden ne gördüyse onu hafızasına işler, şimdi ki zamanda ki bilgisayar gibidir. Ne yüklersen sana onu verir. Bilgisayara kötü ve ahlak dışı filmler yüklersen sana onu gösterir, kuran-ı kerim’i yüklersen sana kuran-ı kerim’i verir, bina projesi yüklersen sana onu gösterir. İşte çocuklarda böyledir, ne yüklersen sana onu verir. Şu anda 40 yaş ve üzerinde bulunan insanlar hala anne ve babasından korkar, büyükleri geldiğinde hürmet gösterir, onlar oturmadan oturmaz, onların karşısında asla ayak ayak üstüne atmaz, asla edebinden ödün vermez, utanır. İster 10 çocuk sahibi olsa bile aile büyüklerine hürmette ve saygıda kusur etmez. Şimdi ki nesil ise mutfaktan bir bardak su bile getirmekten erinir hale geldi, büyüklerinin yanında saygısızca oturmak, konuşmak onlar için normal hale geldi. Çocukların arkadaş seçimlerine ise asla müdahale etmeyerek çok büyük hata yapar olduk. Bir yerde okumuştum ve çok hoşuma giden bir söz vardı. KİMİN İLE ARKADAŞ OLDUĞUNA DİKKAT ET, ZİR KARGA ÇÖPLÜĞE, BÜLBÜL GÜLE GÖTÜRÜR. Gerçekten çok harika bir söz, kiminle arkadaş olursan ol, zamanla onun davranışlarından, sözlerinden, eylemlerinden etkileniyorsun. Bir yerde görev yapan bir arkadaşım anlatmıştı, çocuğun arkadaş seçiminin ne kadar önemli olduğunu anlatan bir anı olarak her zaman aklımın bir köşesinde kalmıştır. Arkadaş akşam işten eve döndüğünde karısı, bak herif çocuğumuz ne diyor demiş. Arkadaş da merakla söyle oğlum demiş 8 yaşındaki çocuğuna. Çocuk da BABA AKŞAM ŞARAP ALDA, BERABER İÇELİM demiş. Arkadaş da çocuğuna OĞLUM EVDE KİM ŞARAP İÇİYOR Kİ, diye sorduğunda çocuk , BABA FALANCA ARDAŞ AKŞAM BABASIYLA ŞARAP İÇİYORMUŞ, demiş. Bence bu diyalog her şeyi açıklıyor. Burada ki amacım asla kişileri içki içtikleri için eleştirmek değil, sadece çocukların onun yararlı mı, zararlı mı olup olmadığını bilmeden söylemesi. Eğer arkadaş dün bir şişe şarap alıp küçük çocuğuyla beraber karşılıklı içseydi, çocuğu onun faydalı bir şey olduğunu sanardı. Yine bir yerde okumuştum, küçük kızıyla beraber gezmeye giden baba, kızına dönerek kızım sakın elimi bırakma demiş. Küçük kız ise baba, ben elimi bıraksam bile biliyorum ki sen asla benim elimi bırakmazsın demiş. Hazreti ömer zamanında iki kadın huzura gelmişler, iki kadın da çocuğun kendilerinin olduğunu iddia ediyormuş. Biri gerçek annesi, biri sahtekar, kimin gerçek annesi olduğunu anlamakta gerçekten zorlanmış. Yanında bulunan adamlardan birine demiş ki, çocuğu şu yanan ateşe at demiş. Bunun üzerine kadınlardan birisi feryat figan ederek, tamam ben davamdan vaz geçtim, tek çocuğu ateşe atmayın demiş. Bunun üzerine Hazreti Ömer işte bu gerçek annesi demiş. Etrafındakiler nasıl anladınız deyince, hiçbir anne bile bile çocuğunu ateşe atmaz demiş. Ama biz ne yapıyoruz, bile bile çocuklerımızı, gençlerimizi bile bile ateşe atıyoruz. Onların hayatlarını kararmasına neden olan en büyük, en kötü alışkanlık olan uyuşturucunun kollarına bırakıyoruz. Çocukları ile yakından ilgilenen aileler, çocuklarında ki en küçük değişikliği fark ederler, onların hal ve hareketlerinden bir şeylerin yanlış gittiğinin farkına varırlar. Arkadaşlar arasında özellikle erkek çocukları üzerinde baskı oluşturan, sen erkek değilsin, sen korkuyorsun, sen bizim arkadaşımız değilsin, bir seferden bir şey olmaz, bak bizde kullanıyoruz. Sözleri karşısında erkek çocuğu, sözde erkekliğini ispat etmek, korkmadığını göstermek, kendisinin korkusuz olduğunu herkesin görmesi için uyuşturucu kullanmaya başladığında çoktan iş işten geçmiş olur. Vücut aynı yemek, su ister gibi bu uyuşturucuyu da ister hale gelir. Her gün bir fazlasını ister, bu gün bir gramla başlanan uyuşturucu yarın günlük üç dört grama kadar yükselir. Bunu elde etmek için, toplumun asla onaylamadığı her türlü ahlaksız ve gayri meşru yollara girerler. Önce ailesinden para çalmalar, sonra evdeki eşyaları gizli gizli satmalar, daha sonra ise başka evlerden hırsızlık yapmalar, daha da ilerisi kullandığı ve kendisine zarar verdiğini bile bile başka gençleri zehirlemeye başlar. Artık siciline uyuşturucu kullanıcısı ve satıcısı olarak işlenmiştir. Evlatlarımızı bu duruma düşürmemek her ferdin görevidir. Komşunun, bacanağın, ablamın, abimin, bakkalın, kasabın, manavın, çocuğudur bana ne dediğin anda, toplumun yok olması için sende yardım etmiş olursun. Çocuklarımızı mümkün olduğu kadar, hatta daha da fazlasıyla, ilim, bilim, sanata yönlendirmek, onları dışarıda bulunan kötülüklerden korumanın tek yoludur. Hiçbir zaman unutmayın en büyük okul ailedir, ikinci sırada komşular, üçüncü sırada çevre, dördüncü sırada ise mektep gelir. Unutmayın temiz aile, temiz toplum, temiz toplum, temiz ülke demektir. Toplumu kemiren en büyük kelime ise BANA DOKUNMAYAN YILAN BİN YIL YAŞASIN, yılan bin yıl yaşarken senin değerlerini de alıp götürür. Bugün sana değil de komşuna dokunan yılan, yarın elbet sana dokunacaktır. Güzel bir söz vardır, SALDIM ÇAYIRA MEVLAM KAYIRA diye, sen salarsan çayıra mevlam kayırmaz. Sen sahip çıkmak zorundasın, senin asli görevin budur. Çocuk yapmakla iş bitmiyor, onu aileye, topluma, vatanına faydalı bir birey olarak yetiştirmek en asli görevindir. Türk Silahlı Kuvvetlerinde çok muhteşem bir söz vardır. GÜVEN KONTROLE MANİ DEĞİLDİR. Evet çocuğuna ne kadar güvenirsen güven, onu her zaman kontrol altında tutmak, onu kontrol etmek, onun her hareketini, davranışlarını kontrol etmek görevindir. Bu görevi aksattığın zaman toplumu bozarsın, ülkeyi bilinmez bir çıkmaya sokarsın. Diyeceksiniz ki ya arkadaş bir çocuk bozulsa ne olur. Biliyorsunuz ki bahar her zaman bir çicekle başlar. Bir çocuk senin, bir çocuk komşunun, bir çocuk abinin, bir çocuk asker arkadaşının, bir çocuk teyzenin. Bu liste uzar gider, bu ülkeyi bireyler oluşturur. Ülkemizde ki seksen bir ilden ikiyüz kişi bu şekilde bozulursa 16.200 kişi eder. Bu kişiler yanlarına iki kişi alarak aynı yolda giderlerse 32.400, bu sayı bir ilçenin nüfusunu gecer. Günden güne bu sayı artarak milyonlara ulaşır ki, insan düşünürken bile ürperiyor. Bir kişinin aman bizim çocuk değil, komşunun çocuğu bizi ilgilendirmez düşencesinin sonucu budur. Unutmayın ÜZÜM ÜZÜME BAKA BAKA KARARIR. Lütfen çocuklarımıza, gençlerimize, topluma sahip çıkalım. Yarın bir gün vatanı koruyacak genç bulamazsak şaşırmayın. Bu hepimizin vatandaşlık görevidir.
. Saygılarımla Dünya Gençlik Harekatı Derneği Kurucu Genel Başkanı Levent Aydın

Levent Aydın

Kuzeyege TvTarafsız, dürüst, güvenilir, en güncel ve son dakika haberleri, karasal radyo, internet tv, dergi, gazete.Gözde Melodi Radyo TV Yayıncılık Anonim Şirketi Turabey Mahallesi Bankalar Caddesi Kapalı Çarşı AK Bankası Arkası Z 19 İzmir BergamaRadyo Melodi - Manşet Kuzey Ege - Kuzey Ege TV - Bergama OLAY

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: